Ülkenin gelişmesinde ve kalkınmasında sanayileşmenin temel unsuru olan bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarına sahip yüksek verimi, gerçekleştirecek kalifiye insan gücünün yetiştirilmesi gerekmektedir. Kalifiye elemanların bilgi ve becerisi, ekonomik başarının temelidir. Mesleki eğitim, özellikle iki amaca yöneliktir. Bir tarafta genç insanlara başarılı olacakları bir meslek yolunu hazırlamak, diğer yanda ekonomiye vasıflı eleman yetiştirmektir.
Günümüzde hızlı teknolojik değişme ve dünya düzeyindeki yapılaşma değişiminde, MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM in öneminin çok büyük olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir.
Atatürk 'ün Bilim ve Tekniğe verdiği önem :
Bilim ve Teknoloji:
(a) Bilim ve Teknolojinin Anlamı ve önemi:
Bilim ve teknolojinin tarif ve önemi: “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır.” şeklindeki sözlerinden en açık şekilde anlaşılır. Bilim ve teknolojinin, yaygın ve başarılı bir şekilde kullanılması, gerçek ve doğru, davranış ve hareket tarzlarını belirten bir yol gösterici olmasındandır. Yapılan işte başarı; ulaşılan ve kullanılan bilimin kullanılma düzeyine bağlıdır. Bilim ve teknolojiyi bilip uygulayan kişi, toplum ve milletlerin başarısı kesindir. Uygarlık ve kültür; milletlerin ekonomik hayatta, devlet hayatında; yani bilimde, teknolojide, sosyal bilimlerde ve güzel sanatlarda yapabildiği şeylerin sonucudur. Uygarlık ve kültür (hars) iç içedir. Birbirinden ayırmak güçtür ve aynı zamanda lüzumsuzdur.
Yaşamak; zihnen ve bedenen sağlıklı olmakla, doğanın yüksek verimlilikleriyle mutlu olmakla gerçekleşir. Bu amacı sağlayan faaliyetlerde yol gösterici bilim ve teknoloji olmalıdır.
Atatürkçülüğe göre “Taassup cahilliğe dayanır. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lâzımdır.” Bu cahillik, okumamış olmak değil, hakikati bilmemektir. “Biz cahil dediğimiz zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim ilim, gerçeği bilmektir.” Şu halde bilim ve teknolojiyi yaymak, taassubu güçsüz hale getirmek gerekir.
Sonuç olarak; dünyada her şey için yol gösterici bilim ve teknolojidir. Kişi ve millet olarak gelişme ve büyüme, taassubu önlemeyi gerektirir. Taassubu önleyen akılcı bir tutum, ancak bilim ve teknolojiye inanmak ve sahip olmakla gerçekleştirilir.
(b) Bilim ve teknolojiyi uygularken göz önünde bulundurulacak esaslar:
Türk Milletini geri bırakan sebepler; cumhuriyet devrine kadar “Gerçek ilmi, müspet anlamı ile milli bir devir yaşanmamış” olmasıdır. Bu sebeple her yönüyle milli bir devir yaşamamız, milli dinamik idealimize ulaşmamız için zorunludur.
Şüphesiz Türk Milletine dinamik idealini gösterip ona nasıl ulaşacağını açıklarken, bilim ve teknolojinin önemi ve faydası belirtilecektir. Bunu Atatürk “ Bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden istifade edelim.” “Yalnız milli olabilmek için Asıl temeli kendi içimizden çıkartmak mecburiyetindeyiz.” diyerek belirtmiş, bilime bağlı olmak, uygar olmanın şartı olduğundan, Türk Devletinin dinamik idealinin, müspet bilimlere dayanmasını öngörmüştür.
(c) Atatürkçülükte Akılcılığın Temeli Bilim ve Teknolojidir.
Atatürkçülük; ilerlemenin temeli olan çağdaş bilim ve teknik esaslarının her alanda rehber kabul edilmesini gerektirir. Bilim ve teknolojide ileri olmak, her türlü mücadelede başarılı olmanın başlıca şartıdır. Bu amaçla, bütün faaliyetleri bilim ve teknoloji temeline oturtulmalı, bilim ve teknolojinin hudutları daima genişletilmelidir.
Bu esasın delillerini, Türk tarihinde görmek mümkündür. Türklerin yalnız cengâverlikte ve üstün moral ile İstanbul’u aldığını iddia edenler vardır. Bu doğru değildir. Türkler bu nitelikleri yanında bilim ve teknolojide de üstün idiler. “Türklerin İstanbul’u fethinde inşa ve icat ettikleri gemiler, toplar ve her çeşit araçlar, gösterdikleri yüksek teknik güç, özellikle koca bir donanmayı Dolmabahçe’den Haliç’e kadar karadan nakletmek dehası, daha evvel Boğaziçi’nde inşa ettikleri kaleler, aldıkları tedbirler, Bizans’ı zapt eden Türklerin fikir ve teknik alanında ne kadar ileri olduklarının yüksek şahitleridir.”
Ayrıca Kurtuluş Savaşı sonunda “Memleketimizin en bakımlı, en şirin, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı mağlup eden zaferin sırrı nerededir, bilir misiniz ? Orduların sevk ve idaresinde bilim ve teknik prensiplerini rehber kabul etmektedir.” Dinamik ideale ulaşmak için ekonomik faaliyetlerde verimin artması ise “ekonomik teşkilâtın teknik temeller üzerinde yerleşerek yükselmesi” ile mümkün olur. Ekonomik teşkilâtın teknik temellere oturması, Türk endüstrisinin teknolojiyi oluşturan, geliştiren ve uygulayan kuruluşlara sahip olması anlamına gelir.
Atatürkçülükte memleketimizde medeni fikirlerin yayılması, gelişmesi ve bunun için de bütün ilim ve fen adamlarının çalışması milli ahlâkın bir gereğidir.
Atatürkçülük, bilim ve tekniğin toplum hayatımızda hâkim olmasını öngörür. Anlamsız ve mantıksız, safsatalarla dolu fikirleri, hastalıklı olarak nitelendiren Atatürkçülük, akıl ve mantıktan uzak, faydasız ve zararlı bir takım inanç ve geleneklere sahip toplumların sorunlarını çözemeyeceklerini ve felce uğrayacağını kabul eder. Çünkü “Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur.” ve esas hedefe bilim teknoloji uygulanarak varılır. Ancak, “Her işin esas hedefine kısa ve kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber; yolun, kabul edilebilir, mantıki ve özellikle ilmi olması şarttır.”
Fikirlerin manâsız, boş sözlerle dolu olmasını, sosyal hayatın ise akıl ve mantıktan uzak, faydasız, zararlı inanç ve geleneklerle dolu olmasını önlemek için; önce milleti millet yapan, ilerleten ve yükselten fikir kuvvetlerinin ve sosyal kuvvetlerin kaynaklarını arıtmak lâzımdır. Bunun için de hamiyet, iyi niyet ve fedakârlık duygularının yanı sıra bilim ve teknik gerekir. Bu gerçeği “Memleketi ve milleti kurtarmaya çalışanların, aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilim adamı olmaları lâzımdır… Ancak bu şekilde, her türlü teşebbüsün, mantıki sonuçlara ulaşması mümkün olur.” Sözüyle özlü şekilde açıklayan Atatürk, Kurtuluş Savaşının zaferle sonuçlanmasını da, orduların sevk ve idaresinde bilim ve teknik esaslarına uyulmasında görmüş ve Büyük Nutku’nun bir bölümünde “Milli hayatı sona ermiş varsayılan büyük bir milletin bağımsızlığını nasıl kazandığını ve bilim ve tekniğin en son esaslara dayalı, milli ve modern bir devletin nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.” diyerek , Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında temel prensip olarak bilim ve tekniğin esas alındığını açıkça dile getirmiştir. Ayrıca Atatürk “Milletimizin siyasi, sosyal hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır.” İlkesi de bilim ve teknolojinin kullanılacağı diğer alanları da göstermiştir. Atatürk ayrıca manevi kuvvetin de “özellikle ilim ve iman ile yüksek bir şekilde gelişeceğine” işaret etmiştir.
Atatürk “Hiçbir tutarlı delile dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin, ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. Bu gibi milletler, hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur. Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alâkasız yaşayamayız. Aksine, yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak, medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fenle olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.” Sözleriyle, bilim ve teknolojinin önemini vurgulamıştır.
Medeni dünya, hızla değişmekte ve gelişmektedir. Bu değişiklik ve gelişmelere uymak gerekir. Uygarlık yolunda başarının gelişme ile mümkün olduğunu kabul eden Atatürkçülükte “Hayat ve geçime egemen olan kuralların zaman ile değişme ve yenilenmesi zorunludur. Medeniyetin buluşlarının, tekniğin harikalarının dünyayı değişiklikten değişikliğe uğrattığı bir devirde, asırlık köhne zihniyetlerle, geçmişe bağlılıkla varlığın korunması mümkün değildir.”
Atatürkçülükte bilim ve teknikteki gelişmelerin çok yakından izlenmesi gerekir. Ancak, burada kastedilen bilim ve teknik, çağdaş bilim ve tekniktir. “İlim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemelerini zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak, elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.”
Atatürk’e göre cehalet ve taassuptan uzak, ilme ve akılcılığa dayanan uygarlık yolu, insanlar, toplumlar için vazgeçilmeyen, ihmal edilmeyen zaruri bir yoldur. Çünkü “Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki ona ilgisiz kalanları yakar, yok eder.” Uygar olmayan insanlar daima uygar olanların ayakları altında kalmaya mahkum olacaklarıdır. Bundan dolayı her alanda medeni olmak zorunluluğu vardır. Dünyanın gidişine yabancı kalıp acı ve ızdırap çekileceğine, fikir bakımından zihniyet bakımından, tepeden tırnağa her şeyiyle kılık kıyafetiyle uygâr olmak lâzımdır. Atatürk Türk Milletinin karakterinin yüksek, çalışkan ve zeki olduğunu belirttikten sonra, uygarlık yolunda Türk Milletine inancını şu şekilde dile getirmiştir. “Memleket kesinlikle çağdaş, medeni ve yenilenmiş olacaklardır. Bizim için bu hayat davasıdır. Bütün fedakârlığımızın verimli olması buna bağlıdır. Halk ile çok ilişkim vardır. O temiz kitle bilmezsiniz, ne kadar yenilik taraftarıdır.“ Bu özelliğe sahip bir milletin uygar milletler toplumu içinde yerini alması inancı içinde Atatürk ”Türklüğün unutulmuş büyük medeni niteliği ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile gelecek yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.” demiştir.
Atatürk, Türk Milletinin uygarlık yolunda hızla ilerleyeceğine inanmaktadır. Çünkü Türk Milletinin karakter, çalışkanlık, zeka, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenme özelliklerinin yanısıra “yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.”
Uygarlık yolunda başarının kişilerin kendilerini yenilemeleriyle mümkün olacağını kabul eden Atatürk; kendi sahsında da gelişmelere uyduğunu ve gelişmelere açık olduğunu şu sözleriyle vurgulamıştır. “İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz sosyal ilimlerin güzel yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.”
Atatürkçülük, bilimde aktarmacılıkla yetinmeyi reddeder. Bir ülkede bilim, ancak bilgiyi benimseme ve üretme yoluyla ilerleyebilir. Atatürk bu düşünceyi “İlim, tercüme ile olmaz, inceleme ile olur.” sözleriyle ifade etmiştir. Atatürkçülükte bilimsel çalışmalarda araştırma ve geliştirmeye yönelmek esastır.
Atatürkçülük, bilim ve teknolojiyi esas almayı ve buna bağlı olarak olumlu neticeleri öngördüğünden, doğmalara, donmuş kalıplara, kitapların cansız nazariyelerine itibar etmemiş, ancak bilim ve teknolojinin geçerli ilke ve esaslarını uygulamayı, bütün telkinlerin bu amaçlara hizmet eder şekilde olmasını, bilim ve teknolojinin gücüne ve geleceğine inanmayı öngörmüştür.
Atatürkçülük, insan sevgisinden ve hür insan düşüncesinden kaynaklanan, Türk insanına has bir liderlik solunumudur.
Büyük önder çağdaş Türkiye’nin kurulmasında, milli kültür ve değerler yanında, milletle camiasında çağdaş bilinen yeni Türkiye idealiyle hareket ediyordu.
Medeni olmayı, ülkeyi bütün kurumlarıyla refah ve mutluluğa ulaştırmayı dava haline getirmişti. Diyordu ki: “Büyük davamız, en medeni ve müreffeh millet olarak, varlığımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde de büyük bir inkılap yapmış olan Büyük Türk Milleti’nin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa zamanda kavramak için, fikir ve hareketi beraber yürütmek mecburiyetindeyiz. Bu teşebbüste, başarı ancak süreli bir plânla ve rasyonel çalışmakla mümkün olabilir.”
Medeni insan başka düşünenleri de hoşgörüyle karşılayan insandır. Kin beslemeyen, yaşayan insana, insanca saygı duyan, kendi kültürüyle çağdaş medeniyetleri bütünleştirmiş insandır. Medeni tavır, farklı düşünce ve farklı düşüncenin toplumda söz sahibi kılınması demokrasinin ve medeni insan olmanın bir vasfıdır. Bu konuda Gazi diyor ki: “ Muhtelif inanışlı kimseler birbirlerine kin, nefret besliyorlarsa, birbirlerini hor görüyorlarsa ve hatta birbirlerine sadece acıyorlarsa, bu gibi kimselerde hoşgörü yoktur. Bunlar bağnazdırlar. Hoşgörü o kimsede vardır ki, vatandaşının veya herhangi bir insanın vicdanından doğan inanışlarını karşı hiçbir kin duymaz. Bilakis saygı duyar. Hiç olmazsa, başkalarının kendininkine uymayan inanışlarını bilmemezlikten, duymamazlıktan gelir. Hoşgörü budur. Fakat gerçeği söylemek gerekirse diyebiliriz ki, hürriyeti hür olmak için sevenler, hoşgörü kelimesinin ne demek olduğunu anlayanlar bütün dünyada pek azdır.
Medeni insan, hoşgörü ve bağışlama kültürü en ileri olan insandır. Bağışlanabilir eksiklikleri hoş karşılamak yüce bir kardeşlik ve bütünlük örneğidir. Hoşgörü birlik ve bütünlükle insanları çatışmalardan uzaklaştırır. İnsanlar arasında iç ve dış barış, kültür değerlerini, ortak medeniyetlerin barışçı sevgisine ulaştırır. Büyük önder diyor ki: “Türkiye’nin emniyetini gaye tutarak, hiç bir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikâmetini düstur almak esastır.”
Kişisel çıkar hesaplarının, insanlar arasında birliği, beraberliği bozduğunu dile getiren Gazi, milleti lüzumsuz şeylerle bölenlere şu düşüncesiyle sesleniyordu: “Milli amaçlardan çok, kişisel çıkar esasına dayalı siyasal kuruluşlardan ve kuruluşların aldatma ve çatışmalardan doğan sonuçların hâlâ cezasını çekmekte olan bu milleti, aynı özde bir takım yararsız gayretlere sürüklemek kadar büyük günah yoktur.”
Gazi Mustafa Kemal Paşa, medeniyet ve ilerlemenin ilim ve fenle, bilimde bütünleşerek olacağını şu sözleriyle dile getirir: “Memleketimiz içinde medeni fikirlerin çağdaş ilerlemenin bir an kaybetmeksizin yayılması ve gelişmesi lazımdır. Bunun için ilim ve fen erbabının bu hususta çalışmayı bir namus borcu bilmesi gerekir.”
Cumhuriyetin 10. Yıl Nutkunda, Türk Milletine düşen görevlerden biri olarak, beşeriyetin huzurunu korumak görevi şu ifadelerle dile getirilmişti: “Türk Milletine çok yaraşan bu ülkü, onu bütün beşeriyette hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta muvaffak kılacaktır.”
Türklüğün medeni vasfının gelecek yıllarda da parlayacağını, bu durumun Türk Milletinin tarihi bir vasfı olduğunu dile getiren Atatürk, 10 yıl Nutkunda şunları söylüyordu: “Bugün aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk Milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile atinin yüksek medeniyet ufkunda, yeni bir güneş gibi doğacaktır.”
Büyük önder 1924 yılında şu sözleriyle dünyaya sesleniyordu: “Türkler bütün medeni milletlerin dostudurlar.” Cumhuriyet Türkiye’sinin ve bütünüyle milletin bu husustaki kararını bir başka ifade ile şu sözleriyle dile getirir: “Millet, muasır medeniyetin bütün milletlere temin ettiği hayat ve vasıfları, esasta ve şekilde aynen ve tamamen gerçekleştirmeye kati karar vermiştir. Millet, yenilik ve ıslahat sahasında gösterdiği gayretlerin asırlardan beri olduğu gibi, türlü yalan ve dolanla bir an bile durmasına müsaade etmemek azmindedir.”
( Sami ATEŞ-TÜBİTAK Genel Sekreter Plânlama ve Koordinasyon Yardımcısı. Bilim ve Teknik Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü)
ATATÜRKÇÜLÜĞÜN AKILCI VE BİLİMCİ YÖNÜ
Atatürk bütün inkılaplarını ve ilkelerini akla ve mantığa dayamıştır. Hayalci olmayıp, gerçekçidir. Bütün eylemlerinin akıl yoluyla açıklaması vardır. Bu bakımdan bilime her zaman çok önem vermiştir.
" Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için, en hakiki mürşit, ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında mürşit aramak gaflettir, cahilliktir. delalettir." diyen bu büyük adam, yol gösterici olarak ilimden başka bir şeyi tanımaz.
Her vesileyle bilimden ve uygarlıktan söz etmiş bilimi ilke olarak kabul etmemizi istemiştir. Bu vesileyle hepimizden istediği tekdir.
"TÜRK ÖĞÜN, ÇALIŞ GÜVEN."
Bilim ve teknolojinin, yaygın ve başarılı bir şekilde kullanılması gerçek ve doğru davranış ve hareket tarzlarını belirten bir yol gösterici olmasındandır. Yapılan her işte başarı; ulaşılan ve kullanılan bilimin kullanılma düzeyine bağlıdır. Bilim ve teknolojiyi bilip ve uygulayan kişi, toplum ve milletlerin başarısı kesindir. Uygarlık ve kültür içicedir, birbirinden ayırmak güçtür ve aynı zamanda lüzumsuzdur. Yaşamak; zihnen ve bedenen sağlıklı olmakla, doğanın yüksek verimlilikleriyle mutlu olmakla gerçekleşir. Bu amacı sağlayan faaliyetlerde yol gösterici, bilim ve teknoloji olmalıdır.
Atatürkçülüğe göre "Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı mutaassıp olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır" Bu cahillik, okumamış olmak değil, hakikati bilmemektir. "Biz cahil dediğimiz zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim, ilim ve gerçeği bilmektir." Şu halde bilim ve teknolojiyi yaymak, taassubu güçsüz hale getirmek gerekir.
Türk Milletini geri bırakan sebepler, cumhuriyet devrine kadar "Gerçek ilmi, müspet anlamı ile milli bir devir yaşanmamış" olmasıdır. Bu sebeple her yönüyle milli bir devir yaşamamız, milli dinamik idealimize ulaşmamız için zorunludur. Şüphesiz Türk Milletine dinamik idealini gösterip, ona nasıl ulaşılacağını açıklarken, bilim ve teknolojinin önemi ve faydası belirtilecektir. Bunu Atatürk: "Bu Millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilimden, buluşlarından, ilerlemelerinden istifade edelim" diyerek; yalnız milli olabilmek için de, "asıl temeli, kendi içimizden çıkartmak mecburiyetindeyiz" diyerek belirtmiş; bilime bağlı olmak uygar olmanın şartı olduğundan Türk Devleti'nin dinamik idealinin müspet;bilimlere dayanmasını öngörmüştür.
MESLEKİ VE TEKNİK ÖĞRENİM YAPAN OKUL MEZUNLARININ HAKLARI
Mezunları kamu ve özel sektörde meslekleri ile ilgili iş bulabilirler.
Mezunlar sanayide bir yıl çalışarak girecekleri sınav sonucunda alacakları ustalık belgeleri ile kendilerine ait mesleklerinde işyeri açıp çalıştırabilirler.
Üniversite sınavlarına girerek, kendi meslek alanlarındaki yükseköğretim okullarına girebilirler.